8 Ekim 2011 Cumartesi

tühhhh!




Kaçırdım ikindi güneşini.. birden hani bir sıkıntı basar da insanı, kendini dışarı atar ya.. Ya da bu bir tek bana mı olur? Yeni ev hanımlığımı kutlarken, ev hanımlığını tanıyorum yavaş yavaş. Meğer insan evden sıkılırmış, meğer insanın canı şöyle bir dışarı havası, insan siması, trafik gürültüsü, sevmediği şarkıcı  sesi, kirlenmiş pantolon paçası, zorla itilen bir bebek arabası çekermiş… ya da canı şöyle süslenip yeni yaptığı kolyeyi takmak, dostlarıyla tesadüfen karşılaşmak, çocuğunun parkta oynarken çıkardığı cıvıltıları duymak, indirimdeki reyonlardan sırf para harcamış olmak için, alışveriş sepetine doldurmak  istermiş de bahane olarak canı sıkılıverirmiş… canı sıkılıvermeden önce de biriktirdiği üç beş çiçeği işte böyle minik el havlusu olarak değerlendirir, gezip tozduğu için ikindi güneşini kaçırır, akşam serinliğinde balkonda kuş görmüş kedi gibi yerinden sıçrar, tüm konu komşunun ne yapıyor bu kadın elinde fotoğraf makinesi bakışlarına muzip gülümsemeyle karşılık verip o düğmeye basar, şipşak! işte şipşaklar…